KİŞİSEL GELİŞİM VE PSİKOLOJİK YAKLAŞIMLAR

Yıllar önce psikolojik tedaviler sadece psikiyatristlerin, psikoterapistlerin, doktorların ve psikologların hasta diye adlandırdıkları kişileri iyileştirmek için onlardaki yanlış giden şeyleri arıyor olmasıydı. Bu yaklaşım ‘kavrayışın’ değişime giden sihirli anahtar olduğuna inanıyorlardı. Ancak yıllar süren psikanaliz kişilere eski yöntemlerini muhafaza etmeleri konusunda nedenler vermekten daha öteye gidemiyor hatta geçmişteki problemleri sürekli yeniden ele alarak yaşanılan negatif durumu daha da güçlendiriyor gibiydi. Ya da hastalarını koşullandırarak onları kötü alışkanlıklarından uzaklaştırarak, iyi olduğunu düşündükleri davranışlara yaklaştıran psikologlar olmuştu. Bir de tabi psikiyatrlar ilaç kullanımını ileri doğru atılmış bir adım olarak görmekteydi. Böylece artık insanlara onları tam olarak iyileştirmese de olaylara eskisi kadar aldırış etmeyeceklerini sağlayan ilaçlar verebilmekte idiler.

Öte yandan bir diğer grup beyin ve onun işlevlerine tamamen mekanik bir yaklaşım tarzına inanmaktaydı. Onlar beyni fiziksel ayarlama gerektiren arıza yapmış mekanik bir alet olarak görmekteydi. Bir keresinde Londra’da psikoloji derslerimizin birinde Dr. Michel bize kendi öğrencilik yıllarında ameliyatla halledilemeyecek hiçbir şeyin olmadığına inanan bir cerrah ile tanışma deneyiminden bahsetmişti.

Bu cerrah, Lobotomi operasyonları konusunda uzmandı; bu ameliyatlarda beynin ön lobunun bir kısmını alıyorlardı. İnsanların bu tür ameliyatlardan sonra  endişe vs. gibi şeyleri kalmıyordu tabi bununla birlikte koyun gibi ortalıkta dolanıyorlardı. Ona neden sadece ön lobun bir kısmını almayla yetindiklerini sormuştum. Neden beynin tamamını almıyorlardı? Böylece kişinin sahip olduğu tüm sorunlar çözülebilirdi! O zamandan bu zamana her şey çok gelişti tabi. Artık bu tür lobotomi ameliyatları yapmıyorlar. Yapmaları gerekmiyor, bunun nedeni gittikçe güçleri artan ilaçlara sahipler. Eğer insanlara hakim olamazlarsa kimyasal ilaçlarla onları yönetebilecek hale getirebiliyorlar.

Bu tür süreçlere bambaşka bir gözden bakan kişisel gelişim hiçbir zaman danışan kişinin probleminin ne olduğu ile ilgilenmez. Aynı zamanda ona hazır bir çözüm verip göndermeyi de uygun görmez. Kişisel gelişimde problem şu anki durum ile gidilmek istenen durum arasındaki fark olarak tanımlanır. Bu bağlamda Kişisel gelişim sürecine girdikten sonra daha problem oluşmaya başlamadan kişi kendisini değişime hazırlar ve doğru zamanda doğru adımları atar. Problem olmuş olan şeyleri de nasıl çözeceğini kendisine özel deneyimleriyle öğretir. Kişisel gelişimde standart cevaplar sakıncalıdır. Çünkü sübjektif deneyimlerin kişinin üzerindeki etkileriyle çalışıyoruz. Bu temeli oluşturan dinamiklerin tamamına kişisel gelişim diyoruz.

Kişisel gelişimin insanlar üzerindeki etkisi nedir?

İnsanoğlunun öğrenme sürecine olan inancımız çok yüksek. İnsanlar otomatik olarak öğrenir. Biz bir dili herhangi bir çaba göstermeden öğreniriz çünkü hepimiz diğerleri ile iletişim kurmaya ilişkin araçları toplamamızı sağlayacak bir donanımla doğarız. Bizler güçlü bir dil öğrenme makinesiyiz. Bununla birlikte aynı zamanda davranış öğrenen makineleriz. Öğrendiğimiz davranışların bazıları kötü alışkanlıklara, bazıları ise çok güçlü bir şekilde iyi alışkanlıklara dönüşür.  Tabi herhangi bir şeyi öğrenebilir olduğumuz gerçeği başka bir şeyi, daha yararlı, daha hızlı ve daha iyi bir şeyi de öğrenebilir olduğumuzu gösterir. Bunun mutlaka çaba gerektirmediğini artık biliyoruz. Aslında insanlar hızlı öğrendiklerinde en iyi şekilde öğrenirler ve bir şeyleri bilinçsiz bir hale getirmeyi öğrendiklerinde davranış otomatik olarak ortaya çıkabilir.

Tabii ki yeni bir şey öğrendiğimiz her seferinde ilk denemeler biraz acemice olur. Ama uygulamakta ısrarcı olduğumuz davranışlara çok kısa sürede alışırız. Bisiklete binmeyi ilk öğrendiğimizde aynı anda hem denge, hem direksiyon hem de pedal çevirmeye odaklanmamız gerekir ve bu başlangıçta olanaksız gibi gözükür. Ama sonra bunların hepsinin sihirli bir şekilde, herhangi bir çaba gerektirmeden bir araya geldiği bir an gerçekleşir ve sonra, hayatımızın geri kalanı boyunca, yıllarca bisiklete binmemiş olsak da pedal çevirip bisiklet sürebiliriz.

Bu yüzden artık yeni türde bir bisikleti, kişisel özgürlüğe ilişkin bisikleti sürmeyi öğrenme zamanı geldi. Özgür insanların zincirlerinin sadece zihinlerinde olduğunu söylemekten her zaman hoşlanmışımdır. Korkularınız, şüpheleriniz, kafa karışıklığınız, alışkanlıklarınız ve zorlantılarınız, bunların hepsi düşünme şeklinizin yan ürünleridir, düşünme şekliniz ise hayatınızda ne hissedeceğinizi, nasıl davranacağınızı ve onu nasıl yaşayacağınızı dikte eder.

Sizi korkutan şey başarısızlık ya da sahneye çıkmak ya da sınava girmek değildir; asıl sorun sizin başarısızlıktan, sahneye çıkmaktan ve sınava girmekten korkmayı öğrenmiş olmanızdır. Bebeklerin sadece iki korku ile doğduklarını biliyoruz: Bunlar düşme korkusu ve yüksek seslere karşı duyulan korkudur. Geri kalan tüm korkular öğrenilmiştir. Bu yüzden, eğer korkmayı öğrendiyseniz, korkmamayı da öğrenebilirsiniz. Eğer bir şeyi bir şekilde yapmayı da öğrendiyseniz onu tamamen farklı ve daha iyi bir şekilde yapmayı da öğrenirsiniz. Öğrenmek kişisel özgürlüğe giden yoldur. Koçluk, NLP, Hipnoz ve Quantum bunu kolaylaştıran ve eğlenceli bir hale getiren araçlardır.

İyimser bir insan olarak umudum bu yaptığımız çalışmalarla her şeyin daha da iyiye gitmesidir. İyimser insanların genelde bardağın yarı dolu tarafını gören insanlar olduğu söylenir. Ancak gerçek bir iyimser bardağın çok ötesini görür. Biz sıvının nereden geldiğini ve olduğu yere nasıl ulaştığını görürüz. Onun ne tür kaplara konabileceğine ve onu bir yerden başka bir yere nasıl taşıyabileceğimize bakarız. Tüm olasılıklara bakarız ve sonra sadece o bardağı değil, her tür kabı farklı sıvılarla doldurabileceğimizi ve onları dünyanın her bir yanına taşıyabileceğimizi anlamaya başlarız. Diğer bir ifadeyle, başka yerlere başka şekillerde uygulayabileceğimiz neler olduğuna bakarız ve böylece daha hiç yapılmamış şeyleri yapabilmeye başlayabiliriz.

İşte başarılı ve yaratıcı insanların doğal olarak yaptıkları şey budur. İş dünyasında başarılı olan, aslında herhangi bir alanda başarılı olan insanlar sadece kısa vadeye, göz önünde yer alan problem ya da engele bakmaz. Onlar sadece mevcut duruma bakmaz. Onun ötesine, nasıl bu hale geldiğine ve nasıl daha iyi olabileceğine bakarlar, böylece bu prensipleri çok daha fazla sayıda sorunun çözümünde, mümkün olan en fazla sayıda insan için çok daha fazla yeni şey yapmada kullanabilirler.

Uyanın artık! Artık cevaplar değişti. Eski cevaplar işe yaramıyor. Yeni dünyada yeni cevapları öğrenmeniz yemek yiyip uyumanız kadar önemli. Kişisel gelişim ustalarının hep dile getirdiği gibi olayları ya da şeyleri değiştiremiyoruz tek değiştirebildiğimiz onlara bakış açımız! Bakış açınızı değiştirebilmek için de yeni modellere ve dinamiklere ihtiyacınız var. Umarım bu ihtiyaçları gerektiren sorunlar yaşamınızda büyük bedellere yol açmadan bunların rahatsızlığını farkeder ve o sorunları bir fırsat olarak değerlendirip gelişimin ve değişimin gerekliliklerini yerine getirirsiniz.

Kim bilir belki bir gün sizde kendi gelişiminizi tamamlama sürecine devam ederken diğerlerinin potansiyellerini yargılamadan, kendi egonuzu bir kenara bırakma isteğiyle diğerlerinin içlerindeki potansiyeli dışarı çıkartmaktan zevk alan ve yaşamında birçok şeyi gerçekleştirmiş olan kişilerden, yaşam koçlarından biri olursunuz.

Tutku ile yaşayın!